Akordeonun körüğünde Balkanlar’ın hafızasını, radyonun dalgalarında dünyaya açılan bir çocukluğu taşıyan Muammer Ketencoğlu’yla müzik, hayat ve derinleşme üzerine konuştuk. Sadece bir virtüöz değil, aynı zamanda titiz bir araştırmacı olan Ketencoğlu, müziği bir ifade biçimi, hatta bir dil olarak görüyor. Görme engelinin onu sınırlamak yerine odaklanmayı ve derinleşmeyi nasıl mümkün kıldığını, Balkan müziğiyle kurduğu güçlü bağı ve akordeonla arasındaki organik ilişkiyi tüm açıklığıyla anlatıyor. Bu söyleşi, bir müzisyenin kişisel tarihinden Balkan coğrafyasının ses haritasına uzanan samimi bir yolculuk.
Nasıl bir çocukluk geçirdiniz. Nerede nasıl bir ailede büyüdünüz?
Çocukluğum İzmir Tire’39;de geçti. O yıllarda Tire, kasaba köy arası, bir yandan sıcak ilişkilerin yaşandığı bir yandan da tutucu bir yaşam tarzının hakim olduğu bir şehirdi. Ablamlar bebekken bile sese duyarlı ve meraklı olduğumu anlatırlar hep. Babamurgancılık zanaatının son temsilcilerindendi. Epeyce tozlu bir meslektir. Her türden hayvanla haşır neşir olarak büyüdüm. Kokular, kediler, koyunlar vs. hep hayatımın merkezinde oldu. Ve tabi ki radyo… Sabah akşam her fırsatta radyo dinlerdim. O zamanlar Türkiye’de FM radyoları yoktu. Radyonun orta ve kısa dalga istasyonları arasında sonsuz yolculuklar yapardım. Farklı diller farklı müzikler çok ilgimi çekerdi.
Bu arada Türkçe yayın yapan Sofya, Budapeşte ve Moskova radyoları dünya görüşümün oluşmasında büyük yer tuttu. Bir süre 50 kadar plağı olan bir pikabımız da oldu. Annem şarkı söylemeyi çok seven ve yumuşak karakterliydi babamsa tam tersiydi, titizdi. Örneğin öğlen vakti tam 1 de yemeği hazır olmalıydı.

Müziğe nasıl ve ne zaman ilgi duymaya başladınız?
Yine radyoyu başa koymak gerekir. Annemin söylediği şarkılar türküler, dayımın ve eniştemin profesyonel birer trompet icracısı oluşu. Tire, 1923’e kadar tarihlenen güçlü bir bando geleneğine sahiptir. Dayım aynı zamanda o yıllarda bandonun da şefiydi. Beni müziğe özendiren en önemli figür dayımdır. Bana önce küçük bir trampet hediye etti. Ardından bir davul seti ve son olarak da halk evlerinden alınmış küçük bir akordeon. Daha sonra da körler okulları yıllarım. Önce Bornova Körler Okulu yıllarım (1973-1977) daha sonra Gaziantep Körler Okulu (1977-1980). İlk haftalarda müzik merakım anlaşıldı ve peş peşe çok değerli müzik öğretmenlerim oldu. Bateriye de merakım olduğu için dışarıdan özel ders aldırdılar. Bu yıllarda müziğin temel kurallarını öğrendim. Akordeon, org, piyano ve bateri çaldım. Liseyi Tire’de okurken bir yandan da Grup 78 adındaki düğün orkestrasında çalıştım. Ama müzik tercihlerimin ve dünyaya bakışımın şekillendiği yıllar 1983’de girdiğim Boğaziçi Üniversitesi yıllarıdır.
Balkan müziği denince sadece Türkiye’de değil dünyada akla ilk gelen isimlerden birisiniz. Balkan müziğine ilginiz nasıl başladı? Bu alanda ne tür çalışmalar yaptınız?
Balkan müziğine ilgimin şekillenmesinde ilk izlenimlerim yine radyoya dayanıyor. Radyo dinleme seanslarım sırasında en çok ilgimi çeken Yunan ve Balkan radyolarıydı. Üniversite yıllarında başlangıçta bütün dünyadan gelen halk müziği geleneklerine karşı duyduğum ilgi aşağı yukarı eş zamanlı olarak rebetiko ve balkan müziğine sabitlendi. Kaçınılmaz olarak da yıllarca ara verdiğim akordeona geri dönmüş oldum. 1993’den bu yana Balkan ve Ege müziği ile ilgili 9 albüm yaptım ve çeşitli derlemelere katkı sundum. Dünyanın birçok ülkesinde müzisyen arkadaşlarımla konserler verdim, çeşitli konularda konferanslar sundum. Genel olarak hem albümlerimde hem konserlerimde hem de radyo programımda çok bilinenden uzak durup gözden kaçanla , hak ettiği ilgiyi göremeyen müziklerle ilgilendim . Kasım 1995’den bu yana önce Açık sonra da Apaçık Radyo’da her çarşamba 13.00 – 14.00 arası Tuna’nın Beri Yanı adlı balkan müziği ağırlıklı radyo programını hazırlıyor ve sunuyorum.

Akordeon enstrümanında sizi ne çekti kendine? Akordeon çalarken ne hissediyorsunuz?
Çoğunlukla bilinmez ama akordeon bir nefesli çalgıdır. Körüğe uyguladığınız basınçla bağlantılı olarak duygu çeşitliliğini en çarpıcı şekilde gösterebilen çalgılardandır akordeon. Beni de en başta bu etkiledi. Ardından kısa tarihine karşın dünyanın her tarafında vazgeçilmez bir halk müziği çalgısı haline gelmesi benim çalıştığım alanda büyük bir avantaj sağlıyor. Aynı zamanda kendi içinde bir orkestra gibidir. Kendi başına daha da dolgun bir sound oluşturur. 1980’yi yılların sonuna geldiğimizde akordeon benim konuşma biçimim, dilim haline gelmişti. Bir de akordeonu kucaklamak önemlidir. Çalgıyla organik bir bağ kurarsınız. Sizi acayip terletir.
Üniversitede psikoloji okumuşsunuz. Psikoloji bilmeniz müzisyenliğinize neler kattı?
Psikoloji tercihim yanlış bir seçimdi. Yaptığım işlere pek de etkisi olduğunu söyleyemem doğrusu.
Görme engeliniz başka yönden duygu olarak size neler kattı ya da bir şeyler kattı mi. Müziği daha çok hissetmek gibi mesela?
Görme engelim doğuştan. Yalnız müzikte değil kitap okumada , düşünmede ve daha birçok alanda net bir odaklanma sağlayabilmemde en temel faktör görmeyişimdir. Görmeyi önemsemediğim düşünülmesin ama herhangi bir konuda derinleşmekte çok büyük bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Ancak ben her zaman yaptığım iş ile anılmayı tercih ediyorum. Görmeyişimle ya da engelimle değil… Magazin basınında yıllarca bunun mücadelesini verdim. Cümleler hep görme engelli müzisyen sözcükleriyle başlardı oysa müzik yapmak için göze ihtiyaç yoktur. Kimi büyük ustaları hatırlamak yeter…
Bir yandan da müzik araştırmacısısınız. Bu konuda ne tür çalışmalar yaptınız?
Öncelikle çalıştığım konularda iyi bir arşivci olmaya çalıştım. Yani hep söylerim ben bir avcı ve toplayıcıyım. Ayrıntıya girmeden dünyanın her yanından geleneksel müzik içeren zengin bir plak ve cd koleksiyonum var. Bu koleksiyon benim çalışmalarımda en önemli bilgi kaynağımdır. Zaman olduğu ölçüde de gerçekten ilgili araştırmacılara da katkı sunmaktan keyif alıyorum. Son yıllarda arşivimin bir kurum çatısı altında herkese açık olması için de girişimlerde bulunuyorum. Başlangıçta başta Cumhuriyet gazetesi olmak üzere çeşitli gazete ve dergilere yazılar yazdım. Bir çok konuda konferanslar verdim. Çeşitli kitaplar için de yazılar yazdım. Birçok müzisyen arkadaşım sağ olsunlar takıldıkları yerde benim bilgi ve birikimime başvururlar.








