Müzikleri hafiften post punk lezzeti taşıyan, Türkiye’nin önde gelen pop rock gruplarından GECE kıpır kıpır yeni single’ı ‘Arsız’la karşımızda. Bayhan Müzik etiketiyle yayınlanan single, enerjik, dinamik sound’uyla hedefi yine 12’den vuruyor. Grupla yeni single vesilesiyle derin bir muhabbete daldık…
Uzun zamandır ortalıkta görünmüyorsunuz. Neden? Bu süreçte neler yaptınız, neler ürettiniz?
Yiğit Özgür’e referansla “Kafamız şişti” diyebiliriz! Şaka bir yana, 2017’de müzikal üretim ve konser sürecini dondurmak istedik. Manevi olarak biraz tükenmişlik yaşıyorduk ve en doğru kararın biraz ara vermek olacağını hissettik. Bu süreçte de herkes kendi kabuğuna çekildi aslında. Can, müzikal anlamda solo kariyerine devam etti, Gökçe üniversitede akademisyen oldu, Eren de kendi iş projelerine yoğunlaştı.
Fakat yine bu dönemde herkes birbirinden bağımsız olarak müzik üretimine devam etti. Evde bir takım sesler ve şarkılar kaydedildi. Son iki yıldır aslında bunların üzerine yoğun olmayan bir tempoda çalışıyorduk ki aralarından Arsız ile çıkış yapmaya karar verdik.
‘Arsız’ın hikayesi nedir?
‘Arsız’ aslında en son yaptığımız şarkımız. Mayıs ayında Gökçe’nin yazdığı bir bas gitar yürüyüşünün şarkıya evrilmiş hâli. Gökçe, son zamanlarda dinlediği funk müzik etkisiyle, bu tarza öykünen bir bas-gitar-davul partisyonu yazmıştı. Bu partisyon Eren ile Can’ı heyecanlandırdı. Öyle ki Can on dakika içinde şarkıya nakarat melodisini ve sözünü yazdı. Daha sonra temmuz ayında prodüktörümüz Efe Bahadır’la şarkıyı final haline getirdik ve kaydettik.
GECE için bir ‘pop rock’ grubu diyebilir miyiz? Hafif punk lezzeti de var sanki müziğinizde?
Evet, kesinlikle diyebiliriz. Grup olarak zaman zaman post-punk ve indie akımlarından etkilendik ama özümüz itibarıyla pop-rock müzik yapıyoruz. Arsız, bu skalada pop müziğe daha yakın bir yerde duruyor.
Konser programınızdan bahsedebilir misiniz
25 Ekim’de IF Beşiktaş’ta konserimiz olacak. Bu uzun zaman sonra İstanbul’daki ilk konserimiz. Heyecanlıyız ve dinleyicilerimizle birlikte bu heyecanı sahnede büyütmek istiyoruz.
Türkiye’deki rock ortamını nasıl buluyorsunuz?
Türkiye’nin zengin bir rock müzik kültürü olduğu inancındayız. Barış Manço, Cem Karaca, Erkin Koray ve daha nice değerli isimden gelen güçlü bir gelenek var. Fakat son yıllarda, küresel kültür piyasasının da etkisiyle, bu gelenek biraz geride kaldı. Yine de bunun geçici bir durum olduğu kanaatindeyiz, bu güçlü kültür bir şekilde tekrardan ön plana çıkacaktır.
Size ilham veren, takip ettiğiniz yerli ve yabancı müzisyenler kimler? Eski ve yeni…
Çok fazla isim var ve her grup elemanının değişiyor. Hepimiz Cem Karaca, MFÖ, Barış Manço, Beatles’ı çok severiz. Bizim jenerasyonumuzdan Deftones ve Incubus yine ortak kesişim kümemizdir. Son dönemlerde ise Fontaines DC beğendiğimiz gruplardan.
Şarki sözleriniz genel olarak neler anlatıyor ve sözleri kim yazıyor?
Şarkı sözlerini Can yazıyor. Hayatın içinde olan ve olamayan şeylerden bahsediyoruz şarkı sözlerinde. İnsana dair umutlardan, umutsuzluklardan, korkulardan; genel anlamda insanı insan yapan duygulardan.
Romantik, derin ve modern bir sound!
Gökcan Sanlıman, kariyerinin altıncı albümü ‘Nasıl Hayat?’ı Bayhan Müzik ve Avrupa Müzik işbirliği ile tüm dijital platformlarda dinleyicileriyle buluşturdu. Modern soundlarla, romantik bir iç dünyaya yolculuğa çıkıyoruz. Sanlıman, albümde hem romantik hem de enerjik bir dünyanın kapılarını aralıyor.
7 şarkıdan oluşan albüm, hayatın iniş çıkışlarını içsel bir yolculuk eşliğinde anlatırken, sanatçının kendi sözleri ve besteleriyle şekillenen, modern elektronik altyapılar, pop-rock dokunuşlar ve canlı enstrümanlarla güncel bir tarz sunuyor.
Gökcan Sanlıman’ın kariyerinde özel bir yere sahip olan ve uzun bir ön çalışma ile hazırladığı ‘Nasıl Hayat?’, hem prodüksiyon kalitesi hem de derinlikli şarkı sözleriyle öne çıkıyor. Sanatçı, bu albümle dinleyicilerini içsel bir yolculuğa davet ederken, enerjisiyle de sahnelere taşınacak güçlü bir repertuvar sunuyor. Sanlıman “Hayat gibi; inişli çıkışlı, duygusal ama aynı zamanda enerjik bir hikâye kurmaya çalıştım. Birçok değerli müzisyenin katkısıyla içimde duyduğum melodiler şarkılara dönüştü” diyerek süreci özetliyor.

‘Nasıl Hayat?’ta yer alan tüm şarkıların söz ve bestelerinde Sanlıman’ın, düzenlemelerinde ise Esad Fidan, Arem Özgüç & Arman Aydın, Mehmet Erden, Sarper Arda Akkaya, Gripin, Burak Vural ve Febyo Taşel gibi genç ve deneyimli aranjörlerin imzaları bulunuyor.
Albümün açılışı, isim şarkısı ‘Nasıl Hayat?’ ile olmuş, hem klibiyle hem de güçlü sounduyla müzik listelerinde dikkat çekmişti. İkinci tekli ise ‘Körebe’ oldu. Şarkı, geçtiğimiz hafta dijital platformlardan önce ana akımda ve radyolarda yayımlanmaya başladı. Gökcan Sanlıman’ın yeni albüm heyecanı devam ederken, şarkıların video klipleri ve farklı versiyonları da sonbaharda playlistlerinizin favorileri arasına girecek.
Sanlıman yeni albümünün hikayesini şu sözlerle özetliyor: “‘Nasıl Hayat?’” fazla iddialı cümleler kurmadan duygularımı sadelikle anlatmaya çalıştığım yeni albümüm. İlk kelimesinden son kelimesine kadar farklı duygu geçişleriyle aynı ruh halini tasvir etmeye çalıştığım, romantizm ekseninde oluşan 7 şarkı var bu albümde. Bütün sözleri hayatımdan alıntıladığımı söyleyebilirim. Lafı uzatmadan kısa hikayelere böldüm anlatacaklarımı. Ansız bir anıyla ya da sözsüz bir tınıyla başlattım şarkıları kafamda çoğunlukla.
Kendi dışıma çıkarak kendimi yazmak biraz zor ve yüzleşme dolu bir süreç oldu kuşkusuz fakat durumları başka türlü müzikleştirmek olamazdı. Birbirinden değerli bir çok müzisyenin katkısıyla hissettiklerimi ve yaşadıklarımı, daha da güzeli içimde duyduğum melodiler şarkılara dönüştü.
Modern bir sound, melodik altyapılar ve canlı enstrümanların yardımıyla güncel bir tarz yarattık ve enerji bakımından dengeli şarkıları bir araya getirdik. Bu sayede hikayelerin nabzını tutabildiğimizi düşünüyorum. Pop, rock ve elektronik tarzda aynı bütünlüğe hizmet eden altyapılar sayesinde dinlenebilir bir iç dünya bu albüm benim için.”
Davul çalarak şarkı söyleyen mavi saçlı melek!
Leyan Senay, Türkiye’nin en önemli davulcularından biri. Sosyal medyasına koyduğu davul performanslarıyla fırtınalar estiriyor… Şimdi artık dünyada az görülen davulcu şarkıcılardan biri oldu ve single yaptı. Senay artık davul çalarak şarkı söylüyor
Leyan Senay aynı zamanda bir davul eğitmeni… Ama son dönem sosyal medya hesaplarında paylaştığı davul performansları onu bir fenomen haline getirdi… Çok farklı türden şarkılara yaptığı davul “cover”ları on binlerce kişi tarafından takip ediliyor… Senay şimdi de şarkı söylemeye başladı. Hem de aynı anda davul çalarak! Önümüzdeki günlerde ilk single’ı yayınlanacak.
Davul çalarak şarkı söyleme fikri nasıl oluştu? Dünyada az örneği var davulcu-şarkıcıların…
Hep hayalim kendi müziklerimi, içimden akıp giden notaları ortaya koymaktı. Yıllardır kendim olmayı ve durulup ruhuma odaklanabilmeyi bekledim ve evet artık hayallerime bir adım daha yakınım! İlk single çalışmamı önümüzdeki günlerde yayınlayacağım. Hep çocukluktan beri bir şeyler yazmayı, kendimi yazılı ifade etmeyi severdim. Zaten bu içgüdüler beni üniversitede İngiliz edebiyatı okumaya itti. Sonrasında şarkı sözleri yazmaya başladım, hatta bazılarını eski gruplarımla yayınlamıştık da. Ama baştan sona sadece bana ait ve beni özgürce ifade eden, “Leyan kim?” cevabını veren bir şeylerin arayışındaydım. Ben de kendimi yeni keşfediyordum. Tam da bu sırada bu kaotik anlardan birinde içimden belirsiz bir melodi ve sözler aktı. Onu o kadar benimsemiştim ve emindim ki, hiç şüphe etmeden ‘işte bu’ dedim. Bu şarkıyı kendi serüvenime, kendime yazmıştım ve daha güzel bir ifade ediş biçimi olamazdı. Huzurlu sanatçı hislerini sanatıyla en iyi ifade edebilen sanatçıdır. Ben de o kişi olmaya çabalamaya başladım.
Nasıl bir üretim süreci var ilk şarkının?
Hep şarkı söylemeyi çok sevmiştim, zaten ilk enstrümanım piyanoydu. Bir şeyler de yazıp üretebiliyordum. Elimde ne var ne yok her şeyi birleştirip yaratmaya koyuldum. Daha iyi olabilmek için çok çalıştım, vokal dersleri aldım, kendimi geliştirdim, daha iyisini bulmak için yeri geldi eleştirdim. Ama zaten bu süreçti keyif veren ve ben ürettikçe aldığım haz katlanarak artıyordu. Şarki söylemek ve davul çalmak en çok sevdiğim şeylerdi ve ikisini sonunda ruhumdan akan melodilerle birleştirecektim. Daha mutlu ne olabilirdi, artık huzurlu bir sanatçı olma yoluna giriyordum.
Ne anlatıyor şarkın?
Şarkım aslında doğrudan hayat serüvenimi ve iç dünyamdaki irili ufaklı dalgaları yansıtıyor. Tam olarak kendini bulma demiştim ya, öyle bir aydınlanma anında beraber parladık onunla. Bu şarkı daha çok kendime bir hediye, kendime söylemek istediğim şeyler gibi.
Nasıl bir ailede, nerede büyüdünüz?
Belçika doğumluyum, sonrasında küçük yaşta ailemle İstanbul’a yerleştik. Müzisyen bir ailede yetişmedim, duygusal yapımın tam tersine bir mantık insanı olan güçlü, psikiyatrist bir anne tarafından büyütüldüm. Her zaman kendi yönelimlerimi ve zevklerimi özgürce keşfedebilmem için alan tanındı. Bunun sonucunda da içimdeki müziği ve ritmi keşfettim.
Davulla tanışman nasıl oldu?
Çocukken önce org çaldım ve piyanoya ilgi duydum sonrasında eğitimini almaya başladım. Güzel sanatlar lisesini kazandım ve asıl hayatımın dönüm noktası olan davulla burada tanıştım. İlk gördüğümde tabii ki de hayatımı kökten değiştireceğinin farkında değildim. Sonrasında özel ders almaya başladım, beş yıl evvel de kendi müzik stüdyomu açtım ve tüm zamanımı emeğimi davula vermeye başladım.
Davulu ruhumda hissediyorum
Davul senin için ne ifade ediyor? Bir enstrüman olarak ruhundaki karşılığı nedir?
Davul, ruhumda hissettiğim ritmin dışavurum şekli. Sadece bir enstrüman demem ona büyük saygısızlık olur. O hayatıma girene kadar herhangi bir şeye hayatımı adayabileceğimi ve bu kadar tutkuyla bağlanabileceğimi asla tahmin etmezdim. Bana, karakterime çok güzellikler kattı ve katmaya devam ediyor.

Son dönemde neler yaptın?
Son bir buçuk yıldır, yani kendi şarkılarımı yayınlamaya ve özgün üretimlerimi paylaşmaya başladıktan sonra, hayatımın ciddi anlamda değiştiğini fark ettim. İlk şarkım 8 Mart 2024’te çıktı. Özellikle bu tarihi seçmiştim çünkü amacım kadınlara ilham ve güç verebilmekti. Hayatım boyunca güçlü kadınların eli bana dokunmuştu ve ben de kendimi bu denli özgür hissedeceğim günü böyle özel bir tarihle taçlandırmak istedim.
İlk şarkım bana büyük bir şans da getirdi. Adı Bluetiful. Hem çalıp hem söylediğim, kendime ithafen yazdığım bir parçaydı. Kendimi kötü hissettiğim bir anda, kendi kendime ilham veren ve güç aşılayan cümleler söylediğim, bana dayanma ve yeniden ayağa kalkma gücü veren bir şarkıydı: “Sen çok güzelsin, sen aslında mavi bir güzelsin.” Bluetiful, 9/8 Türk ezgilerini rock ve gotik tarzla harmanladığım davul solosu sayesinde bir anda Avrupa’da keşfedildi ve dünyaca ünlü Metal Hammer dergisinde “haftanın şarkısı” seçilerek birinci oldu. Bu şoku tarif etmem mümkün değil. Çünkü ilk şarkımdan, ilk göz ağrımdan böyle büyük bir başlangıç ve başarı benim de beklemediğim bir şeydi. Doğu Batı ezgilerini harmanlamak aslında ruhumdan geliyordu Belçika-Türkiye arası gel gitli olan..
İkinci şarkın da çok beğenildi…
İkinci şarkım, yine söz ve müziği bana ait olan ve Model grubundan Can Temiz ile düet yaptığımız Ölümle Dans idi. Türkiye’de çok güzel geri dönüşler aldı. İnsanların bu şarkıyla kendi hayatlarından bağ kurduğunu görmek bana tarifsiz bir mutluluk verdi. Kendimi ilk kez tam anlamıyla “sanatı yapan” değil, “sanatı yaşayan” biri gibi hissettim. Bu da bana daha fazla üretme gücü verdi.
Enstrümantal bir şarkı da yaptın…
Ölümle Dans’tan sonra üçüncü şarkım enstrümantal oldu. Bu şarkı, Oryantal Türk ezgilerini Dubstep ve Rock ile harmanladığım Afterlife idi. Kayıt sürecinde sevgili perküsyon üstadımız Okay Temiz, bana kendi özel enstrümanlarını şarkımın kayıtlarında kullanmam için destek verdi. Bu destek serüvenimde benim için çok kıymetli oldu.
Afterlife her ne kadar enstrümantal bir şarkı olsa da ve insanlar bana enstrümantal parçaların seyirciye fazla duygu geçiremeyeceğini söyleseler de, klibi Medusa ile beraber çok büyük ilgi gördü. Bugüne kadar çektiğim tüm kliplerde —Ölümle Danstaki kilise, BlueTiful’daki sualtı sahneleri ya da Afterlife’daki Medusa konsepti ve kostümler— her detaya bizzat kendim uğraştım. Kostümlerdeki en ince ayrıntıdan sahne tasarımına kadar her şeyin içime sinmesi benim için çok kıymetliydi. Yaptığım işlerin %100 bana ait oluşu ve her birinde emeğimin bulunması bana gurur veriyor.

Katıldığın turneden bahseder misin?
Afterlife çıktıktan yalnızca bir hafta sonra kariyerimdeki en büyük adımlardan biri gerçekleşti: Aylardır üzerinde çalıştığım davet hayata geçti ve Amerika’nın Nashville bölgesinde düzenlenen Music City Drum Show’a, Türkiye’yi temsil etmek üzere turneye çıktım. Orada çeşitli sahnelerde performans sergiledim ve workshoplar verdim. Amacım, Türk müziğini ve 9/8 ezgilerini; Türk aksak ritimlerini, değerli bestecimiz Melih Kibar’ın Hababam Sınıfı ve Bizim Aile gibi eserlerinden ilham alarak analiz etmek, tanıtmak ve dünyaya duyurmaktı. Aldığım tepkiler inanılmazdı. Üstelik orada Slipknot ve Korn gibi dünyaca ünlü metal gruplarının davulcularıyla aynı sahnede, headliner olarak yer aldım. Ve o sahnede hem tek Türk, hem de tek kadın olmak benim için tarifsiz bir gururdu.
Dünyaca ünlü senfonik metal grubu Epica ile de bir işbirliği gerçekleştirdin. Anlatır mısın?
Geçtiğimiz süreçte dünyaca ünlü senfonik metal grubu Epica ile bir iş birliği gerçekleştirdim ve yeni şarkılarının tanıtımını üstlendim. Bu tür kolaborasyonlarla ve daha fazla uluslararası iş birliğiyle hayallerime adım adım yaklaşmayı hedefliyorum.
Peki, hayallerin ne?
Özgürce istediğim müziği üretebilmek ve hayatımı bunun üzerine kurmak. Sevdiğim işi yaparak, o manevi tatmini hissederek dolu dolu yaşayabilmek. Daha çok üretmek, içimdeki duyguları sanat aracılığıyla dışa vurmak istiyorum ve buna ne kadar ihtiyacım olduğunu fark ettim.
“Davul çalıp aynı anda şarkı söylemek zor mu?” diye sorarsanız, elbette çok zor. Davul zaten el-ayak koordinasyonu isteyen, başlı başına zor bir enstrüman. Buna ses kontrolü ve sahne şovu da eklendiğinde iş daha da güçleşiyor. Ama zorlukların yanında büyük güzellikler de getiriyor ve ben bu süreci çok seviyorum. Evet, vokal konusunda büyük iddialarım yok. Ama bu benim sesim ve bana, içimdeki duyguları ifade edip kendi şarkılarımı dile getirme imkânı veriyorsa, bu benim için çok değerli. Sevdiğim şeyi yapmaya devam edeceğim; hayatımı da bunun üzerine kurarak ilerliyorum.
Önümüzdeki aylarda hem yeni şarkılarımla hem de kadınlara ilham verebilecek yeni projelerimle kariyerime devam edeceğim. Her zaman bunun uzun bir serüven olduğunun bilincindeyim ve adım adım ilerlemekten, kendimi bu derin okyanusa güvenle bırakmaktan büyük mutluluk duyuyorum.
Cazın ‘Krall’ı İstanbul’a geliyor!
Caz müziğinin gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden biri olan Diana Krall, Türkiye’ye geliyor! Müzikseverlerin büyük bir özlemle beklediği bu muhteşem konser, 1 Kasım 2025 tarihinde Volkswagen Arena‘da Epifoni organizasyonu ve All Things Live Middle East işbirliğiyle gerçekleşecek. Billboard Caz Albümleri listesinin zirvesinde sekiz albümü bulunan tek caz şarkıcısı ünvanına sahip Diana Krall, benzersiz sanatçılığı ile zamanımızın en tanınan sanatçılarından biri olmayı başardı.
Grammy ödüllü sanatçı Diana Krall, eşsiz vokali ve usta piyanistliği ile caz müziğine yön veren bir isim olarak biliniyor. Kendine has tarzıyla caz, pop ve bossa nova türlerini harmanlayan Krall, dünya çapında milyonlarca albüm satışıyla müzik tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Sanatçının unutulmaz şarkıları ve canlı performansları, hayranlarına müzikle dolu bir gece vadediyor.

10 yıl aradan sonra muhteşem geri dönüş
Diana Krall, 10 yıl aradan sonra İstanbul’daki hayranlarıyla buluşacak. Eşsiz sanatçılığı ve müzikalitesi tek bir müzik tarzını aşarak Diana Krall’u günümüzün en tanınmış sanatçılarından biri haline getirdi. Epifoni organizasyonuyla gerçekleşecek konser, cazseverler için unutulmaz bir deneyim sunacak. Biletlerinizi tükenmeden temin etmek için hızlı davranın!
Göksan Göktaş’ın diğer yazıları:
İsveçli melodik death metal grubu In Flames yılın en sert gecesi için İstanbul’da!








