Haber Türk’e açıklamalarda bulunan güzel oyuncu Itziar Ituño Martinez, “İlk kez geldiğimde İstanbul’un Doğu’yu çağrıştıracağını sanıyordum” dedi.
Grev filminde Casilda karakterini canlandıran Itziar Ituño Martinez İstanbul’da filmin galasına geldi.
Yönetmenliğini Metin Yeğin’in yaptığı Grev filmi Osmanlı İmparatorluğu’nun 1910 yılına bizleri götürüyor. Bursa’da bir iplik fabrikasında yapılan grevi konu alan Grev Müslüman ve gayrimüslim kadınların kötü çalışma koşullarına karşı birlikte gösterdikleri direnişi anlatıyor.
Grev filminin başrollerini Pelin Batu, Tansel Öngel, Orhan Alkaya, Nihan Aşıcı, Orçun Masatçı ve ‘La Casa de Papel’in oyuncularından Itziar Ituño Martinez paylaştı.
Itziar Ituño Martinez ile yapılan röportajın ilgili bölümü;
Türkiye’ye daha önce tatil için gelmiştiniz. Nerelere gitmiştiniz?
İstanbul’daydım, İspanya’daki kutsal hafta dedikleri bir bahar tatili oluyor, o süreçte gelip beş gün kalmıştım. Özellikle şehrin eski tarihi kısımlarına; Ayasofya, Topkapı Sarayı, Kapalı Çarşı ve aynı zamanda hamamlara gitmiştik, ‘Orient Exspress’in çekildiği istasyonu ziyaret etmiştik, bir de dervişleri izlemiştim, bunları hatırlıyorum.
Türkiye’ye gelmeden önce Türkiye ve Türkler hakkında neler düşünüyordunuz, geldikten sonra neler düşünmeye başladınız?
Sadece İstanbul’u biliyordum. Burası için de daha çok Doğu’yu çağrıştıran bir şey bekliyordum ve tam olarak öyle olmadığını gördüm. Burada gerçekten Doğu ile Batı’nın arasındaki zıtlığı bir arada görebiliyorum. İstanbul gerçekten bayıldığım ve inanılmaz derece sevdiğim bir şehir. Sanki burası devasa bir sinema setiymiş gibi hissediyorum.
‘Grev’in izleyicide nasıl bir etki uyandırmasını umuyorsunuz?
Öncelikle çok fazla izleyiciye ulaşmasını… Umarım filmimizi çok fazla kişi izler. Çünkü bu film pek çok kişinin kolektif bir şekilde emeğini ortaya koymasıyla yapılmış bir iş, çok emek var. Bu yüzden de çok izlenmesini umuyorum. Bir de bu gibi isyan ya da aykırı hikâyelerin izleyicilere ulaşması lazım ki bu dünyada bir şeyleri değiştirebilelim.
‘La Casa De Papel’ dizisiyle küresel bir şöhrete sahip oldunuz, dizide rol aldıktan sonra hayatınızda ve kariyerinizde ne gibi değişiklikler oldu?
Dizi Netflix’te yayına girdikten sonra bütün dünyaya ulaşmaya başladı. Benim açımdan kariyerimde şöyle bir değişiklik oldu; yaptığınız iş, dijital plartform aracılığıyla bütün dünyaya ulaşabiliyor. Dünyanın her köşesine, her yere ulaşabilme imkanımız var ve bir oyuncu olarak da size çok fazla olasılık, çok fazla fırsat, çok fazla kapı açıyor. Oyunculuk da başka herhangi bir meslek gibi bir meslek. Ekranda gözüküyorsunuz ve bütün gözler sizin üzerinizde oluyor, size belli bir popülarite sağlıyor diye başka bir şey gibi algılanıyor ama biz de diğer işçiler gibi aslında kültür işçisiyiz. Bir fabrika ya da bir hastanede çalışan işçilerden bir farkımız yok sadece şöyle bir gerçek var; istediğimiz işi yapabiliyoruz. Özellikle La Casa De Papel’den sonra öğrendiğim başka bir şey de şu oldu; şöhret iyi bir şey değil. Çünkü elinizden birtakım özgürlükleri alıyorlar ve sizi kısıtlıyorlar. Eskisi gibi dünyanın herhangi bir yerinde, tüm gözler sizin üzerinizde olmadan rahat bir şekilde yürüyemiyorsunuz.



















