Spora çok küçük yaşlarda başladınız. Sizi basketbola ilk çeken neydi?
Sekiz yaşında Fenerbahçe altyapısında basketbola başladım. Çocukluğumdan beri topla ilgili her sporu çok severdim. Sitemizde basketbol ve futbol sahası vardı; neredeyse bütün zamanım orada geçerdi. Bir gün Fenerbahçe altyapısından seçmelere geldiler, seçildim ve her şey böyle başladı. O yıllara döndüğümde hâlâ en parlak anım, U17 Avrupa Şampiyonası’nda İtalya’da İsveç’i çeyrek finalde yendiğimiz maçtır. O an hissettiğim milli duygular benim için çok özeldi.
Fenerbahçe Koleji’nde sporla iç içe geçen bir eğitim hayatınız oldu. Bu tempo sizi nasıl şekillendirdi?
Sosyal hayatımız neredeyse yoktu. Her şey dakik olmalıydı; erteleme gibi bir lüksümüz yoktu. Sabah altıda antrenmana gidip, antrenmandan sonra ıslak saçla okula geçtiğim günleri hatırlıyorum. Akşam tekrar antrenman, gece ise ödevler… Bazen ağlayarak yapardım ama o yaşta bu tempoyu kaldırabilmek bana şunu öğretti: Sınırlar çoğu zaman sadece zihinde. Bu tempo bana müthiş bir disiplin kazandırdı ve bugün hâlâ hayatımın her alanında bunun karşılığını görüyorum.
Profesyonel basketbol kariyerinizi genç yaşta noktaladınız. Bu karar nasıl şekillendi?
O dönem bir sağlık problemi yaşadım. Sağlıkla daha sürdürülebilir bir kariyer seçmek istedim. Hayatım boyunca “benim dünyam” dediğim bir kapı kapanmıştı ama sonra fark ettim ki başka kapılar açılıyor. Bu benim için büyük bir kırılma noktasıydı.

Basketboldan oyunculuğa geçiş cesaret isteyen bir dönüşüm. O an nasıl doğdu?
Basketbol bittikten sonra pilates eğitmenliği gibi bireysel işler denedim ama hiçbiri beni tatmin etmedi. Oyunculuğa geçtiğimde ise ilk setimde oyunculuk dinamiğinin basketbola çok benzediğini fark ettim. Set bir takım, yönetmen koç, rol arkadaşları takım arkadaşı gibiydi. Çok tanıdık geldi. Sanki kaldığım yerden devam ediyormuşum gibi hissettim.
Oyunculuk eğitimi size ne kattı?
En zor ama en geliştirici tarafı duyguları tanımaktı. Sporculukta hep fiziksel performansa odaklanmıştım; durmayı bilmiyordum. Oyunculukla birlikte durmayı, dinlemeyi, gerçekten ne hissettiğimi fark etmeyi öğrendim. “Maskesiz, etiketsiz Deniz kim?” sorusunun cevabını aramaya başladım. Bu süreç hem zorlayıcı hem de çok dönüştürücüydü.
Best Model of Turkey 2020’de Türkiye 2.’si oldunuz. Bu deneyim kariyerinizi nasıl etkiledi?
Aslında modellik gibi bir hedefim yoktu. Bir ajansın yönlendirmesiyle katıldım ve bunu oyunculuk için bir araç olarak kullandım. İyi menajerlerle, doğru eğitimlerle tanıştım ve ardından ilk işim olan Arka Sokaklar geldi.
Arka Sokaklar’daki “Aslı Komiser” karakteri çok sevildi. Bu role nasıl hazırlandınız?
Çocukluğumdan beri izlediğim bir projeydi; teklif geldiğinde çok mutlu oldum. Spor geçmişim sayesinde aksiyon sahnelerine daha hazırdım. İlk işimde böyle bir rol gelmesi özgüvenimi çok artırdı. Orası benim için adeta bir okuldu. Saygı duyduğum oyuncularla çalışmak bana hem mutluluk hem özgüven kattı.
Hür dizisinde F-16 uçuşu ve 9G simülasyonu deneyimi yaşadınız. Nasıl bir histi?
Teklif geldiğinde hiç düşünmeden kabul ettim. F-16 ile uçma fırsatı belki hayatımda bir kez gelecekti; o işi mutlaka yapmak istiyordum. F-16 ile uçmak tarif edilemez bir deneyim; her şey inanılmaz hızlı ve yoğun. 9G simülasyonunda ise nefes ve vücut kontrolü hayati, nefes tekniği ve kaslardaki kan akışını yönetme becerisi şart. İlk deneyimde bunu yapamayan biri kolayca bayılabilir. Ben 16 saniye dayanabildim ve o an pilotlara olan saygım katlandı. Gerçekten olağanüstü zorlayıcı bir süreç.
Sporcu geçmişiniz rol hazırlıklarınızda size nasıl avantaj sağlıyor?
Küçük yaşta spora başlamak ve iyi bir altyapı almak vücudu çok iyi tanımanızı sağlıyor. Bana fiziksel ya da aksiyonla ilgili bir şey gösterildiğinde genelde bir kez görmem yetiyor; kas hafızası sayesinde. Bir projede ata binmem sorulduğunda “evet” demiştim ama aslında bilmiyordum. İlk kez ata binip dört nala koştum. Biraz çılgıncaydı ama sevdiğim bir sahne çıktı ortaya.
Uluslararası yayımlanan Aşk ve Gurur dizisi size nasıl geri dönüşler getirdi?
Dünyanın birçok yerinden mesajlar alıyorum. Sosyal medyadan çok güzel geri dönüşler alıyorum. Farklı kültürlerde izleniyor olmak hem şaşırtıcı hem de çok mutlu edici. Bu, yaptığım işin sınırları aşabildiğini görmek açısından büyük bir motivasyon.
Bugüne kadar sizi en çok dönüştüren karakter hangisi oldu?
Hür dizisindeki Üsteğmen Nazlı Korkmaz. Kadın pilotlarımızı tanımak, hikâyelerini dinlemek milli duygularımı çok güçlendirdi. Türk kadınının cesaretini ve kudretini yeniden hatırlattı bana.
Sizin için “İsveç çakısı gibi” yorumu yapılıyor. Bu çok yönlülük yük mü, güç mü?
Kesinlikle güç. Duyduğumda çok hoşuma gitmişti. Bir kadın için böyle bir tanım yapılması gurur verici. Bence dünyadaki tüm kadınlar İsveç çakısı gibi; çok yönlü, dayanıklı ve çözüm odaklı.
Survivor yarışmasına katılmaya nasıl karar verdiniz?
Teklif gelince değerlendirmek istedim, sporcu olduğum için bir de orada kendimi göreyim dedim. Yarışmayı ilgiyle izliyordum, çok arkadaşım da izliyor. Kondisyon yönünden sorun yok ama tabii sürekli bir açlık durumu var, ona alışmak zor olacak. Marmara Üniversitesi Spor Akademisi Beden Eğitimi Öğretmenliği okudum. Oyunculukta da spora ara vermedim. Sabah yedide setim oluyordu, ben beşte kalkıp antrenman yapıp öyle gidiyordum. Uykusuz kalsam bile yapıyordum, bir süre sonra diş fırçalamak gibi oluyor. Tabii şimdi ekstra çalışıyorum, haftada beş gün antrenman yaptım ama yine de ne kadar çalışırsanız çalışın orada parametreler değişiyor. Çok büyük açlık, özlem oluyor, atışların yeri değişiyor, o yüzden orada biraz kısmet diyelim. Genelde takım oyunlarında zamana odaklanırım, Survivor için de “altı ay dayanacaksın, daha önce yapanlar varsa sen de yaparsın diyorum” kendi kendime. Bakalım göreceğiz, heyecanlıyım.
Survivor deneyimi size ne katacak?
Sosyal medya detoksu, ne kadar dijital bağımlı değiliz desek de kabul edelim telefon hepimizin elimde. İki gün detoks yapsak bile hemen elimize alıyoruz, sonsuz kaydırmalardan odak sorunu yaşıyoruz. Orası beynimi fabrika ayarlarına döndürecek, saatlerce ağaçla bakışacağım ve bu odağımı artıracak, gerçekten bunu istiyorum. Bence herkesin dijital detoks yapması gerekiyor.
Türk kadınının gücünü temsil eden bir figür olarak görülüyorsunuz. Bu algıyı nasıl karşılıyorsunuz?
Günümüzde sosyal medya, popüler kültür ve çarpıtılmış öğretiler nedeniyle kendi kültürümüzden uzaklaşsak da inanılmaz bir tarihe sahibiz. Türk kültürünü ve tarihini çok seviyorum. Küçük yaşlardan beri Tomris’i, Asena’yı, Halide Edip Adıvar’ı örnek aldım. Evren de sanki bunu hissediyor; karşıma hep güçlü kadın karakterler çıkıyor. Ben de onları en iyi şekilde temsil etmeye çalışıyorum.
Röportaj: Özge Zeki
Fotoğraf: Murat Akbulut
Makyaj: Deniz Akbulut
Saç: Yiğit Öztürk








